Kıskançlık hikayesi

Esmer, uzun boylu bir kadındı. Ifadesiz bir yüzü vardı. Insanlardan uzak oluşunu sevmiştim. Kimseyi umursamaz tavırları, soğuk bakışları… sıradan görünmeye çalışsa da, insanların dikkatini çekerdi.

Sevdiğim adam…  saçları hep  dağınık, anlattıklarıyla ve gülümsemesiyle karşısındakini kendisine bağlayabilen, her zaman yollarda, sorumsuz ama düşünceli, uzak ama içinde.

Ve ben, telaşlı. Kırılgan. Unutulmuş.
En çok utandığım şey  ise, benim bile onları birbirlerine yakıştırmam. Ben olmasaydım eğer, hiçbir zaman karşılaşamayacaklardı. Bu yeter, kendi yokoluş hikayemin nedenini açıklamaya.


gitmek hikayesi

gözleri ıslak... ne yapacağını bilmiyor. üşüyor, sadece üşüyor.
bir kaç dakika önce oysa, her şeyin değişme ihtimali varken daha, neden hiçbir şey yapmamıştı?. hatırlamaya çalışıyor, ne olmuştu o son saniyelerde?

bütün kemiklerinin ağrıdığını hissetti gözlerini açar açmaz. psikolojik olup olamayacağını düşündü bir an. ne fark ederdi. kahretsin ki hala nefes alıyordu ve hala ağlıyordu.

tek bir soru; "ben mi, o mu?". basit. açık. kesin.
bu sorudan sonra tüm dünya sustu onunla birlikte.bir kış gecesi sokağa atıldı tüm biriktirilen göz göze gelmeler, gizli öpüşmeler, yalanlar, kavuşma umutları, sonunu düşünmekle geçen uykusuz geceler...

kabul etti sonunda, bu hikayede masum bir taraf yoktu. kendisi de, o da onursuzlardı ve aşka yakışan onurlu olmaktı. başlamamalıydı hiç bir şey, ama başladı ve şimdi bitmeliydi her şey ama ... aması yoktu işte, bitmeliydi, bitti ve o gitti.

"aşk" dedikleriydi neydi tam olarak?onun yüzünü bir daha görememe ihtimali karşısında, kendi ölümünün yaklaştığını hissetmek mi?